
| İTİRAF VE GİZEM aşklarla halklarla yalnızlıklarla derlenmiş ve her sabah yeniden uzakları titreten bir mahşer bir çoşku vardı ki orada boğularak çıldıran flamalarda yalarken marşlarımı yabancı hışırtılar kan akar akar da yeryüzünün şahdamarı atardı dünya terütaze bir kadın üstündeydim yanaklarının elime isyanın tomarları batardı ona her uzanışta canım dünyayı dürtükleyen mızraklarla kanardı ve kanıma her daim bir kadının gözbebeklerinden girerdi hayat artık duymaktadır şehir kanına karışan çocukları ve barışırken tanyeri ufku öpen atlarla bu koşanlar bu denizler taşırarak yaklaşanlar sevişir gibi dövüşür yaralarla yaralarla dünya ki tarla ve ben iyi hatırlıyorum okulların o çılgın sisli kapılarında ılık mermiler sarıyordu geceyi her yakarış bir ateşti buzdan sevgililere ki beyinler yepyeni bir cinnet tanımındayken hainlikler girmemişken araya deprenir deprenir sayısız gözbebeği dehşetten ses gelirdi sevdaya bilinmez neden bakire bir yağmur yağarken şakaklarına demirden kıyılara göğsünü vurmak isterdi kızlar o bezgin zamanların karanlık köşesinde gezinip gezinip okşanırken zarif elleri dolanmaz mıydı benim boynuma da arzular bilinmez oysa benim rüzgarlarım dudaklarımdaki kanı emzirirdi dünyaya şimdi bayraklar susuz halklar çaresiz midir ve delikanlı döşümde ırmakları şehvetin aşklar çaresiz midir şimdi dudaklarımdadır inficar ben o bulutsuz şiddetin renkleriyle şahlanan arınmak arınmak isterdim insanların unutulmuş hıncıyla ve geceyle konuşan hırsların o arsız çazibesi ürkütürken beni anılarda ürkütürken beni sokaklarda kan bağrıma incecik parmaklar sokulur benim şimdi fısıltıdır çağlayan bak bana değmeye korkan kadın tenleri bunlar ve bütün yataklar yakılmış gibi yakılmış paracıklar ve susuzluk sular boyu yaşanan hayat ki yaşadıkça dinç öptükçe yanan o dünya tenimin cehennem kıyısında o dünya sınırsız güneşlere taşınan ve yaşamak ihanetle denenmiş dakikalar yaşamak ki aşk inanç ve namus kadar çarpardı kalbim örselenmiş vakitler arasında çarpıp çarpıp çocuk saçlara ağlaşan bir ırmak olurdu kalbim ben o zaman haykırmanın zevkiyle hazzın onulmazında erirken öyle mecalsiz bir gençlik yazında çatlardı yeryüzünün bakracı uzar dururdu önümde bir keder sisi ey azgın günlerimin iştahlı sevgilisi gelip kanıma aksan dinler miyim bir daha ki hırçın bir inatı öpen o dudak ya ben onu öpsem serinler miyim serinler miyim girsem gizemin zelzelesine ezilsem dobra dobra serinler miyim ki aşktanmış sabıkam asılı şehrin küstah kargaşasına o sular öpülmemiş göğe küsmüşse gözler öğrenir rüyaların ardındaki gizemi karanlığı özlemi katılıp kırgınların gezginlerin yasına yenilir sonra en kaçak dövüşlerde tazelenir artar sabıkam ve akşam artık sabahtır uzun aşk konuşmaları bittiğinde ve direttiğinde kendince hüzün artık yalnızca bir militan düşü ve bir aşkın düşüşü vardır sabahtır ve kımıldar toprak cana tılsımlar yerleştiren nedir ki aşktanmış bu ihtilal öncesi şafak melekler boşanır gözkırpışından onu artık yalnızca o itiraf titretir itiraf ve gizem itiraf ve özlem bu deniz bu göğse sığmaz desem aşk yorar hırpalar sonra terletir sıyrılır yüzümden tüm hayranlığım ol hüzün dehşetinde uzun buluşma saatleri uzaklaşır gökyüzünü kurşunlarmış sevdiğim ki çocukluk diretirken hala çok uzaklarda burda avaredir gençliğim tutarken beni yaklaşan ayak seslerinin yarışı her koşudan koşuya bir aşk arar yiğitler çürük kurşunlar değer habire göğsümüze sökün eder ardından bir yağmurun alkışı bak ruhumun bir yanı ne yapsam hep dışarda şehrin ağrılarında sıkılıp kararmışsa dişlerim ve gencecik dişiler kudurgan çarşılarda rüzgarları kışkırtan yapraklar gbi yapraklar gibi dökülüyorsa ve gülüyorsa yine de kuşlar gülüyorsa sevdiğim nedendir hep bir kırgınlığı dolaşmak nedendir savrulan bu gençliğim şimdi aşk o kızla çırılçıplak souynmak ister elinde sarhoş ve kanayan bir kahkaha ve yeryüzü denizi köpürürken çatlarcasına çarkıfelek taht kurar yepyeni bir sabaha artık gizemdir konuşan yalnız deniz bir uğultudur ve gülmüştür kız denizi göğsünde gezdiren o kız kendini kendine ezdiren o kız yağmuru görmeden görmeden onu kimbilir belki de ölmüştür o kız ben ki itiaf ve gizemin koynunda yattım peşpeşe gençlik sancıları geldikte göğsümü ve kalbimi o itirafla kanattım gidebilirim kükreyen bu sokak şarkısını bırakıp süzülerek tren camlarından artık gidebilirim akşam aynı akşam ki aşktanmış sabıkam görsem gözlerimde ince kan benekleri şaşırsam katlanırken yollar uykusuz ayakların altında kendimi boşluklara atabilirim ve bir cümlecik mektuplar yazmaya uğraşan ellerimi öylece bırakıp gidebilirim artık akşam aynı akşam alıp saçların ve kalbini denizden onun katabilirim uzayan soluklu yağmurlara aşka inanca katabilirim sonra terler akar kargışlanan günlerden ey günlerimin gizemine giren yazılmaz sesler siz çocukların doğmamış kuşlarına el edin benim terim kanla karışık olmazsa bile serinlik dolu küçücük bir mendile emzirilebilir bak halk aynasında kan lekeleri bak uçuyor uçuyor ruhumun en serin yeri şimdi beni saran özgürlüğün terli elleri önünde yeni bir anlam kazanır toprak ve demir artık anlaşılsın uçmayan yerlerimin sancısı yoksa inficar yenilenir ve aşk dudaklarımda delirebilir ondandır ki akınlardadır hayat yepyeni akınlarda çarklara sokulan bir el gibi hatırlatır kendini ve sevda ve ölüm hala akıllardadır |